Birçok nedenden ötürü günlük hayatımızda karşılaşabildiğimiz hıçkırık tutmasının çözümü kese kâğıdı ile mümkün.

Halk arsında “hıçkırık” olarak adlandırılan durumun oluşmasının birçok nedeni vardır. Başlıca nedenler arasında solunum ve göğüs kaslarının ani kasılması, boğazdaki bir kapakçığın hızla kapanması veya sıkışması, mide asidinin artarak yemek borusuna kaçması beyin iç basıncının artması sayılabileceği gibi steroid türü ilaç kullanımında da hıçkırık tutması sıklıkla görülmektedir.

Hıçkırık Nasıl Geçer?
Yukarıda nedenlerini saydığımız hıçkırık tutmasının geçirilmesi konusunda halk arasında bir çok yöntem geliştirilse de yapılan araştırmalar sonucunda nefes tutmak, korkmak, soğuk su içmek ve dış kulak yolunu tıkamak gibi yöntemlerin daha farklı rahatsızlıklara yol açabileceği sonucuna ulaşan uzmanlar, tüm bu yöntemler yerine soluduğumuz havadaki karbondioksit oranını artırma yöntemini geliştirdiler.

Uygulamanın basit bir kese kağıdına soluyarak gerçekleştirilebileceği ve bu yöntemle soluduğumuz havadaki karbondioksit miktarını kısa bir süreliğine arttırarak hıçkırığın önüne geçilebileceği vurgulandı. Uzmanlar insanların kendi başına yapabileceği en kolay ve en sağlıklı yöntemin bu olduğunu belirtiyor.
İnatçı hıçkırık olarak adlandırılan, durdurulamayan bir hıçkırıkla karşılaşılması durumunda ise hekime başvurulması tavsiye ediliyor.

Türkiye'de doğum kontrol yöntemleri arasından yapılacak tercih, partnere ya da arkadaşa danışılırak seçiliyor.

Dünyada 100'den fazla sayıda ülkede araştırma hizmeti veren ve Avrupa'da ki en büyük 5. pazar araştırma kuruluşu olan GFK'nın Türkiye biriminin yapmış olduğu araştırma bilinen fakat yanlış olan bir gerçeği gözler önüne serdi.

Bayer İlaç'ın desteği ile Kadın Sağlığı araştırması yapan GFK Türkiye, kadınların doğum kontrol yöntemleri arasından yapacağı tercihi partnerine ya da bir arkadaşına danışarak seçtiğini ya da seçiminde büyük etkisi olduğunu gösteriyor.

Yaşları 15 ile 49 arasında değişen 1425 kadın üzerinden yapılan araştırmada, doğum kontrol yönetiminin seçilmesinde partnerine ya da bir arkadaşına danışan kadın sayısı 1012. Diğer bir ifadeyle 100 kadından 71'inin seçeceği doğum kontrol yönteminde partner ya da arkadaş etkili oluyor.

Doğum kontrolü kullanma oranının yüzde 14 civarında olduğunu belirten Bayer İlaç'tan Dr. Oğuz Mülazımoğlu ise son dönemlerde kadınların bu yönde bilinçlendirilmesi için çalışmalar yaptıklarını da söyledi.

GFK Türkiye'nin araştırmasında ortaya çıkan bir başka sonuç ise; doğum kontrol yönteminin seçiminde, gelir düzeyinin yüksek olan kişilerde jinekoloğa başvurunun, düşük olanlarda ise arkadaşa sormanın arttığını gösteriyor.


Daha önce Çin'e ait olan organ bağışı rekorunu Antalya kırdı. Önceki rekorda 1 saat içinde 474 kişi tarafından organ bağışı yapılmıştı.

Organ bağışının önemine dikkat çekmek için Antalya Valiliği ve Antalya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bugün 15:00'te Kepez Arena Spor Salonu'nda organ bağışı kampanyası organize edildi. 15:13'te başlayan bağışlar 16:13'e kadar kabul edildi.

Yapılan etkinlikte daha önce Çin tarafından kırılan '1 saat içinde organ bağışı yapan kişi' rekoru, organizasyonun ilk 7 dakikasında geçilerek 475 kişiye ulaşıldı.

İlk yarım saatte 1940, bir saatin sonunda ise 2056 gönüllü organlarını bağışladı. Yapılan 2056 başvurunun 75'i kabul edilmese de diğer 1981 bağış bir nevi sembolik değeri olan rekor için yeterli oldu. Antalya'lılar göstermiş oldukları bu duyarlılıkla Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girmeye hak kazandı.

Organizasyona katılan Sağlık Bakanı Yardımcısı Agah Kafkas Türkiye'de 22.478 hastanın organ bağışı beklediğine dikkat çekerek halkımızı bu konuda duyarlı olmaya davet etti.

Aynı anda organ bağışı rekoru ise 857 kişi ile İzmir Medical Park Hastanesi'nde bulunuyor.

Zayıflama Aşısı çalışmaları sonuç vermeye başladı. Kilo almamızda etkili somatostatin hormonuna karşı bu işe ile antikor üretiliyor ve hormonun işlevi yavaşlıyor.

Kilo almamızın nedeni olarak bilinen somatostatin hormonuna karşı üretilen zayıflama aşısı ile şişmanlık tarih olabilir.

Bilim insanları üretilen zayıflama aşısını ilk olarak fareler üzerinde denedi. Denemeler sonucu farelerde %10'a varan kilo kaybı tespit edildi.

İnsanlarda uygulanması için daha en az 7 yıl gibi bir süreye ihtiyaç olduğu belirtilirken, zayıflama aşısının aşırı yağlı, sağlıksız ve fast food türünde yiyecekler tüketenlerde dahi başarılı olacağı belirtiliyor.

Obezite olan kişilerde kullanılması planlanan aşının fazla kiloların verilmesinde etkili olduğu fakat sağlıksız beslenmenin doğurduğu diğer sakıncaları gidermediği tespit edildi.

Ülkemizde 18 yaşından büyük 100 kişiden 32'sinin, dünyada ise 2 milyar insanın obezite ile mücadele ettiği göz önünde bulundurulduğunda üretilecek aşının hemen herkesin hayatını değiştireceği görülebilir.

İsveç'te yapılan bir araştırmaya göre günde 7-8 saatten az uyuyan kadınların bel bölgeleri daha fazla yağ tutuyor.

İsveç ’te bulunan Uppsala Üniversitesi'nde araştırmacılar uyku için bir araya geldi. Araştırmada günde 5 saat uyuyan bir kadının bel bölgesinin, 8 saat uyuyan bir kadına göre 6 santimetre daha kalın olduğu ortaya çıktı. Akciğer Hastalıkları uzmanı Dr. Jenny Theorell-Haglöw'un başını çektiği ekip 50 yaş aşmayan 6500 kadını incelemeye aldı.

Araştırmada kadınların boy, kilo, sağlık gibi doneleri belirlendi. Araştırmada 7-8 saatten az uyuyan kadınların daha şişman olduğu tespit edildi.

Az uyuyan kadınların bel bölgesi genişliğinin 89,8 santimetreye kadar çıktığını belirten araştırmacılar bunun sağlık açısından çok tehlikeli olduğunu vurguladı. Araştırmacılar bel bölgesinde normal sınırların üzerinde yağlanma olanlarda diyabet ve kardiyovasküler hastalıkların görülme sıklığının daha fazla olduğunu hatırlattı.

Bel bölgesi yağlanmasının bir çok nedeni olduğunu vurgulayan uzmanlar bunun birinci nedeninin kortizol ve büyüme hormunu salgılanmasındaki bozukluk, ikinci nedenin ise sağlıksız ve uzun süreli beslenme olduğuna dikkat çekti.

Ağustos ayı ile beraber güneş etkisini kaybetmeye başlasa da zararları ışınları güneşin tehlikesini koruyor. Peki güneşin tehlikeli ışınlarında korunmanın yolları nedir? Güneş gözlüğü haricinde neler ile korunabiliriz?

En mühim güneş ışınları UV-A ve UV-B'dir. Bu iki ışın da kansere neden olurken, UV-A ozon tarafından emilmez, derinin derinliklerine işleyerek em erken yaşlanmaya neden olur hem de kişinin bağışıklık sistemini bozar. UV-B kısmen ozon tabakası tarafından emilir. Güneş yanıklıkları ve bronzalaşmaya neden olur. Katarakt ile ilişlisi olduğu saptanmıştır. Cilt kanserinde iki ışın da etkili olduğunu için ikisinden de korunmak gerekir.

Çocuklar yetişkinlere göre daha fazla güneş ışığına maruz kalmaktadır. Hayatımız boyunca maruz kaldığımız UV ışınlarının yarısından fazlası çocukluk döneminde almış oluruz. Bu yüzden güneş ışığından korunmada ergenlik ve çocukluk dönemleri büüyk önem taşır.

Güneş ışınlarından korunma yöntemleri

1- Gün içinde dışarıdaki işlerinizi güneşin zararlı olmadığı dönemlerde yapın. 10 ila 16 saatlerinden, özellikle güneşin en yoğun olduğu 11-13 saatleri arasında dışarıda olmamaya özen gösterin.

2- Giyiminize önem gösterin. Gerçek pamuklu giyisiler güneş zararlarından sizi korur. Islak ve streç giyisiler güneş ışığının zararına kapılmanızda rol oynayabilir. O yüzden pamuklui bol ve kuur giyisiler tercih edin.

3- Şapka kullanın. Geniş kenarlı, sadece yüzü örten değil, kulaklar burun ve enseyi öretecek şekilde lejyoner şapkalar tercih edin.

4- Güneş gözlüğü kullanın. Gözlük kullanarak sadece gözünüzü değil göz çevrenizdeki derinizi de güneşin zararlı ışınlarından korumuş olursunuz.

5- Güenşte dışarıda iseniz ağaç altı ve gölgelik alanları tercih edin. Güneş ışınları sadece yukarıdan gelmez, betondan ve kumdan da yansıyarak da vücudunuza erişebilir.

Prof. Dr. Nazan Aydın çarpıcı gerçeği açıkladı. Antidepresan kullanımı son 9 yılda %160 arttı.

Türkiye'de ilaç kullanımı geçen her yıl büyük bir artış gösteriyor. Bu artışlarda önemli bir yeri olan antidepresanların da kullanımının her geçen yıl yükseldiği rakamlarla belirlendi.

Psikofarmakoloji Derneği'nin Yürütme Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Nazan Aydın yıllar itibariyle Türkiye'de antidepresan kullanımı rakamlarını açıkladı. Ülkemizde 2003 yılında 14 milyon 238 bin kutu antidepresan kullanılırken, 2008 yılında 31 milyon 302 bin, 2010 yılında 34 milyon 2012 yılında ise 36 milyon 881 bin kutu antidepresan kullanımı gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Nazan Aydın bu durumun, ülkenin neredeyse yarısının antidepresan kullandığı olarak yorumlanabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Nazan Aydın antidepresan ilaçları en çok yazan sağlık çalışanlarını ise sırasıyla aile hekimleri, pratisyen hekimler, psikiyatristler ve nörologlar olduğunun altını çizerken reçetesiz olarak ta satılan bu ilaçların kişilerin kendini mutsuz hissettiğinde yakınlarının tavsiyesiyle antidepresan kullanımına yönelebildiklerini belirtiyor.

Prof. Dr. Haluk Savaş ise depresyonla ilgili Dünya Sağlık Örgütü'nün raporlarına göre toplumlarda her 5 kişiden birinin depresyona gireceğinin beklendiğini, 2020 yılında en fazla iş gücü kaybına neden olan rahatsızlığın depresyon olacağını belirtiyor.

Giderek yaşlanan bir nüfusa sahip olan Türkiye'de artık Alzheimer hastalığı geçmişe oranla daha çok görülüyor. Peki Alzheimer evreleri nelerdir, bu evreler neye göre belirlenir?

Alzheimer hastalığı, son yüzyılın en sık görülen yaşlılık hastalıklarının başını çekmektedir. Genel hatlarıyla hafıza kaybı, bunama, unutkanlık ve çeşitli zihinsel bozukluklar sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Alzheimer hastalığı bir zihinsel bozukluk hastalığıdır.
Değişken bir seyri olan Alzheimer hastalığının 3 ana evresi vardır. Bunlar ise, erken evre, orta evre ve ileri evredir.

1- Erken Evre Alzheimer Hastalığı
Bu evrede yakın bir döneme ait ciddi bir biçimde unutkanlık baş gösterir. Tarihi ve mekânları hatırlamada güçlükler yaşanır. Karar vermede ve kelimeleri anımsamada da zorlanmalar olur. Bu evrede hastalığın teşhisinde dikkat önemlidir. Hasta olan kişide dikkat dağınıklığı, iştah bozulması ve uyku düzensizliği de görülmektedir. Hasta bu sorunların farkına vardığında depresyona da girebilmektedir. Hastanın verimsizliği de dikkatten kaçmaz. Mekânları anımsama ve tanımada da sorunlar yaşanır.

2- Orta Evre Alzheimer Hastalığı
Erken evrede yaşanan unutkanlıklara bu evrede ise zihinsel işlevde yaşanan sorunlar da eşlik etmeye başlar. Özellikle de konuşmaya ve görsel alandaki işleyişte sıkıntılar yaşanır. Unutkanlık sorunu da ciddi anlamda artmaya başlar. Artık hasta bu evrede yakın geçmişi ile ilgili hiçbir yaşanmışlığı hafızasına kaydedemez duruma gelir. Hastanın akıl yürütmede yaşadığı sıkıntıdır. Hasta düşünme ve kişisel karar alma gücünü kaybeder. Bu da hastada içgörü kaybına neden olur. Bundan dolayı hasta hastalığının farkındalığını yitirir. Bu nedenle de ilk evrede yaşadığı depresyon ortadan kalkar. Davranış bozuklukları baş gösterir. En sık görülen davranış bozukluğu ise kuşku duyma, güvensizlik ve sanrı görmedir. Hasta aile bireylerinin isimlerini unutabilir ve sıkça kaybolabilir.

3- İleri evre Alzheimer Hastalığı
Bu evrede hem zihinsel hem de fiziksel bozukluklar beraber etkilidir. Hasta kendi kişisel bakımını yapamaz. İdrar kaçırma başlar. Davranışlarındaki sıkıntılarda artış yaşanır. Hareketlerde bozukluk artar. Hastanın bu dönemde bir kişinin desteğine zorunlu bir ihtiyacı vardır. Hasta bedeni iltihap kapma riskine karşı savunmasızlaşır. Beslenmede ve yürümede başka birinin desteğini olmadan başarı sağlanamaz. Hastalığın en uç evresidir. Hem hasta için hem de hasta yakınları için zor ve üzücü bir evredir.

Yaz aylarında meydana gelen sıcaklar aşırı kiloluların ve yüksek tansiyon hastlarının beyin kanaması geçirme riskini arttırıyor.

Beyin kanaması aslında önlenebilir bir hastalık. Özellikle bu riski taşıyanlar gerekli önlemleri alırlarsa bu hastalıktan mümkün olduğunca uzak durabilirler.

Yaz aylarında meydana gelen aşırı sıcakta risk grubuna giren aşırı kilolular ve tansiyon hastaları aşağıdaki 5 önlemi uygularsa bu hastalıktan uzak kalabilirler.

1- Güneş ışınlarının yeryüzüne dik ulaştığı ve yüksek nemli 10-16 saatleri arasında sokağa çıkmayın, güneş ışığına direkt maruz kalmayın.

2- Sporunuzu akşam ya da sabah yapmaya dikkat edin.

3- Aşırı sıcaklarda sokağa çıkmanız gerekiyorsa fiziksel aktivitelerinizi sabah ya da öğleden sonra yapın.

4- Alışkın olmadığınız efordan kaçının. Spor yapmıyorsanız, spor yapmaya yaz aylarında birden başlamayın.

5- Sıcak saatlerde dışarıda olmanız gerekiyorsa susamayı beklemeden yudum yudum su için.

Dünyada günümüzde 40 milyona yakın insanın taşıdığı HIV (AIDS) virüsü testi nedir, nasıl yapılır?

HIV (İng: Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) AIDS hastalığına yol açan virüsürün adıdır. HIV virüsü, vücudun bağışıklık sistemine zarar vererek hastalıklara karşı dirençsiz hale gelmesine sebep olur.

Bu virüs 4 farklı şekilde bulaşabilir;
- Cinsel ilişki
- Direkt kan teması
- Taşıyıcı anneden bebeğe
- Organ nakli yoluyla


HIV Testi Nedir?

HIV testi farklı yollarla yapılabilmektedir. HIV virüsü vücuda girdiği anda vücut bu virüsle savaşmak için antikorlar üretir. HIV testlerinin geneli bu antikorların saptanması uygulamasına dayanmaktadır. ELISA testi (Indirekt tanı methodu) veya direkt virüsün proteinlerini tespit eden PCR testi (Direkt Tanı Methodu) gibi tarama yöntemleriyle saptanmasına Anti-HIV testi denir. Anti-HIV testinin pozitif çıkması kanda HIV virüsüne karşı antikorların üretilmeye başlandığını gösterir. Ancak yine de Anti-HIV testinin pozitif çıkması her zaman kişinin HIV virüsü taşıdığı anlamına gelmeyebilir, bu duruma yalancı pozitif denir. Bu nedenle kişinin HIV virüsü testinin pozitif olduğundan emin olması için 'Western Blot testi' denen doğrulama testinin de yapılması gereklidir.


Nerelerde Yaptırılır?

Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.