17 yaşındaki lise öğrencisi Birleşik Amerikalı Brittany Wenger, yüzde 99 oranla meme kanserini tehşis eden bir yazılım geliştirdi.

Florida eyaletinde yaşayan Wenger, geliştirdiği yazılım ile yüzde 99 oranla meme kanserini tehşis ediyor. Yapay bir sinir ağına dayalı yazalım, birbirine bağlı beyin hüclerini model alarak tasarlandı.

Yapay sinir ağı, yapar zekalar gibi çalışıyor. 'Ne yapılması gerektiğini' verilen örneklere göre öğrenebiliyor. Örnek miktarı artıkça, sinir ağı performansı yükseliş gösteriyor.

Wenger, meme kanseri teşhisi için kullanılan 'ince iğne biyopsisi' nin başarı oranının yüksek olmaması nedeniyle bu alana yöneldiğini belirtti. Kanser teşhisi için ilk test sonuç vermediği zaman daha büyük bir iğne ile ikinci biyopsi yaptırılması gerekiyor.

Meyve yemenin zamanı var mıdır? Hangi zamanda, hangi meyveyi tüketmeliyiz? Meyvenin yararları yediğimiz zamana göre değişir mi?

İştah açıcı özelliğinden, vitamin, şeker gibi gıda takviyelerinin öneli bir kısmını karşılaynan meyvelerin de bir tüketilme zamanı var. Bu tüketim gün içinde değişebildiği gibi, yıl içinde de mevsimler değişikliklere yol açabiliyor.

Mevsimsel değişilikler

Özellikle sıcak yaz akşamları soğuk meyvelere daha çok ihtiyaç duyarız. Özellikle meyvelerin su oranlarının yüksek olması yaz gününde daha çok meyve tüketilmesine yol açıyor. Yenilen meyveler ise yaz günü susuzluğu önlüyor. Ancak meyvelerin mevsiminde yenilmesine özen gösterilmelidir. Yaz, sonbaher, kış ve ilk baharın meyveleri zamanında tüketilmesine ve tüm meyvelerin tüketilmesine -özellikle çeşitliliğe- dikkat edilmelidir. Ayrıca hastaların doktorların verdiği listedeki meyveleri tüketmesi gerekir. Ham meyveden kaçının, mümkün olduğunca olgunlanmış meyveleri tercih edin. Bağırsak hastalarına kabukları soyarak yemeleri önerilir. Meyve yemeden önce su içebilirsiniz ancak, meyve yedikten sorna su içmekten kaçının. Çünkü meyve üstüne içeceğiniz suyun, midenizdeki meyve parçacıklarının arasına karışmasına neden olabilirsiniz. Bu durumda midede bi şişkinlik hali yaratır.

Gün içindeki değişilikler

Meyve yemeyi mümkün olduğu kadar gün içine yaymaya çalışın. Meyveleri yemekten önce ve aç karnına yiyin. Yemekten sonra yenilecek meyve sindirimi zorlaştırır.

15-16 yaşında evliliklerin doğal karşılandığı ülkemizde 18 yaşından önce eczaneden ilaç almak artık yasak.

Sosyal güvenlik Kurumu, Medula sisteminde yaptığı yenilemeyle 18 yaşın altındaki vatandaşlara eczaneden ilaç satışını yasakladı.

Gerek vatandaşlara gerekse de eczacılara herhangi bir açıklama yapılmadan birdenbire geçilen bu yeni uygulama ile daha ilk günden mağduriyetlerin yaşanmaya başladığı bildiriliyor.

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS), yaptığı açıklama ile uygulamanın yanlışlığına dikkat çekti.

18 yaş altı evliliklerin yaşandığı ülkemizde, 18 yaşına gelmeyen hastalara eczaneden ilaç satışının özellikle doğu illerinde büyük sıkıntılar yaratacağının altı çizildi.

Yaş sınırının 13'lere çekilmesi gerektiğini açıklayan TEİS, yaşı bundan da küçük olan çocuklara zaten mevcut durumda da eczacılarımızın gerekli hassasiyeti göstererek ilaç satışı yapmadığını açıkladı.

Doğu bölgelerimizde 18 yaşın altında çocuk sahibi olan birçok vatandaşımız olduğu, çocuğunu doktora götüren annenin hastane çıkışı kucağında çocuğuyla eczaneye gittiğinde o anneye ilaç satışı yapılamayacağının büyük mağduriyet durumu oluşturacağı şimdiden tespit edilebiliyor. Ülkemizin mevcut yasalarına göre çocuk sahibi olmuş bir anneye, sana ilaç satamayız, annen ya da baban gelsin demek traji komik bir hadise olacaktır.

Kalp atış hızı vücudumuzun barometresi gibidir. Peki kalbimizin atış hızı kaç olmalıdır?

Sağlıklı bir insanda ölçülmesi gereken kalp atışı sayısı, kişinin yaşına göre değişiklik göstermektedir.

Yeni doğan bir bebeğin normal kalp atışı sayısı dakikada 125 iken, ileriki yaşlarda bu sayı 60-70'e kadar düşmektedir. Özellikle ergenlik döneminde cinsiyete de bağlı olarak normal kalp atım hızları farklılık göstermektedir. Örneğin 14 yaşındaki bir kız çocuğunun normal kalp atım hızı 85 civarında iken, aynı yaştaki erkek çocuğun ki 80 civarında seyreder.


Yaşa Göre Kalp Atış Hızı
Yeni doğan bir bebeğin normal kalp atış hızı 125'dir. Alt sınır olarak dakikada 70'i, üst sınır olarak ise dakikada 190'ı bulabilmektedir. 2-10 yaşlarında dakikada kalp atışı 100 ile 90 arasında seyreder. Bu yaş grubundaki çocuklarda alt sınır 80 ile 70, üst sınır ise 130 ile 110 arasında değişir. Yaş büyüdükçe kalp atış hızının düştüğü unutulmamalıdır. 12 ile 18 yaş aralığında ise normal kalp atışı 90 ile 70 arasındadır.

20 yaşından büyük kişilerde ise dakikada kalp atışı sayısı 60 ile 80 arasındadır. Bu sayılar dinlenme hali sonrası ölçülmesi gereken kalp atış sayıları olup, kalbinizin atış hızınızı etkileyecek faaliyetlerde bulundu iseniz, kalp atışınızı ölçmeden önce yeterince dinlenmelisiniz.

Kardiyo Antrenmanları İçin Uygun Kalp Atışı
Yapacağınız kardiyo antrenmanlarında yakalamanız gereken kalp atış hızı da yaşınıza bağlı olarak değişir. Örneğin 25 yaşındaki bir kişinin kardiyo antrenmanları için yakalayacağı maksimum kalp hızı 156 civarında iken, 35 yaşındaki bir kişi için bu sayı 132 civarındadır.

Yakalamanız gereken maksimum kalp atış hızınızı hesaplamak için şu formülü kullanabilirsiniz.

a=220 sabiti.
b=0.8 sabiti.
c=yaşınız (örneğin 28)

maksimum kalp atış hızı=(a-c)*b dir. Yani;
maksimum kalp atış hızı: (220-28)*0.8 = 153.6

28 yaşındaki sağlıklı bir kişinin yapılacak kardiyo antrenmanları ile haftada 3 gün 20'şer dakika süresince hesapladığımız 153,6 (150-155 diyebiliriz) kalp hızına ulaşması, kişinin kalbinin güçlenmesini destekleyecektir.

ABD'de yapılan bir araştırma da iğne ile, kör olan fare tedavi edildi. Yapılan araştırmalar gelecekte körlük tedavisinin hayal olmadığını gösteriyor.

Körlük ile ilgili tedavi metodları üzerinde çalışan uzmanlar, denedikleri yeni bir yöntem ile umut saçtı.

AAQ isimli bir kimyasalın körlüğü ortadan kaldırabildiğini fareler üzerinde tespit eden uzmanlar, deneylerini sürdürüyor.

Genetik olarak körleştirilen farelere AAQ kimyasalı enjekte edildiğinde, farelerdeki körlüğe neden olan hücreler ışığa hassas hale geldi ve görmeye başladılar. Bu deneyden çıkarılan sonuca göre, retinayı etkileyerek kalıcı körlüğe neden olan 'Retinitis Pigmentosa' hastalığı için 'umut ışığı' oldu.

Sosyal hayatın içinde olarak değerlendirilebilir kumar ve şans oyunu oynama alışkanlığının ileri düzeye çıkması kumar ya da şans oyunu bağımlılığı olarak adlandıralabilir. Bundan kendimizi kurtarmak için ise ilk adım bu bağımlılığımızı kabul etmektir.

İnsanoğlu, kolay yoldan zahmetsizce ve emek harcamadan para kazanmanın yollarını yüzlerce yıldır aramaktadır. Bunun içinde bazı yöntemler başvurur. Bunların başında da kumar gelir. Bazı kişiler için en başta küçük iddialara girerek küçük bedeller karşılığında küçük kazançlar yeterlidir. Ancak zamanla bu döngü yerini daha büyük iddialara, oyunlara, meblağlara, hırsa dönüştürür. Kişi yavaşça kendisini bu kolay para kazanma işinin içerisine hapsetmeye başlamıştır. Ve bu kişide zaman içerisinde bağımlılığa dönüşür. Başta küçük küçük kazandıkça, zararsız ve tatlı görünen bu alışkanlık, zamanla hırsın ve daha çok kazanma isteğiyle birlikte, büyük kayıplara neden olmaktadır. Günümüzde pek çok ailenin ve yaşamın bu bela yüzünden yok olduğuna şahit olmaktayız. Kumar bağımlılığı, kişinin ailesini, benliğini, kişiliğini, dostluklarını, saygınlığını, kendisini kaybetmesine neden olur.

Birçok kişi kumar bağımlısı olduğunu kabul etmez. Kumara genellikle şans oyunu olarak bakar ve kendisini de bu oyunun zamansal ziyaretçisi olarak görür. Kumar bağımlılığı, madde bağımlılığı kadar kolay tedavi edilen bir bağımlılık değildir. Paranın cazibesi ve kişinin sürekli kazanma ve zengin olma hastalığı nedeniyle bundan vazgeçmesi zor olmaktadır.

Kumar bağımlılığı kişinin asla yapmam dediği şeyleri yapmasına neden olmaktadır. Mesela hırsızlık. Kumar saplantısı olan kişilerin birçoğu, kumara para bulmak için en yakındakilerinin bile kazancından çalabilmektedirler. Kendi hayatlarının kontrolünü ellerinden kaybederler ve artık onların hayatlarını kumar yönetir.

Kumar bağımlılığı aynı zamanda bir dürtü bozukluğu sorunudur. Kumar bağımlıları, sevdiklerine ve kendilerine zarar verdiklerinin farkındadırlar anca kumar oynama dürtüsünden kendilerini alamazlar. Bu isteği kontrol edemez ve bastıramazlar. Onların tek istedikleri kumar oynamaktır. Ruh halleri her ne olursa olsun tek amaçları kumar oynamaktır. Eğer bir kişi, her şeye rağmen sürekli kumar oynama isteği duyuyorsa, eskisinden daha fazla para harcamaya ve kaybetmeye başlamışsa, kumara karşı ilgisi sürekli artıyor ve kumar oynamaktan kendisini bir türlü alamıyorsa, o kişi artık bir kumar bağımlısıdır.

Günümüzde yüz binlerce insan şans oyunlarına merak sarmaktadır. Özellikle de özel günlerde gerçekleştirilen büyük ikramiyeli Milli Piyango çekilişleri, kazı kazanlar, haftalık çekilişler, internet üzerinde bahis oyunları gibi faaliyetlere insanlar büyük ilgi göstermektedir. Kumarhane olarak tabir edilen yerler ise daha çok parası bol olan insanların yoğun ilgi gösterdiği mekânlardır.

Kumar Bağımlılığının Tedavisi
Kumar bağımlılığının tedavisindeki en önemli adım, kişinin bir kumar bağımlısı olduğunu kabul etmesi ve bu bağımlılıktan kurtulmak istemesidir. Kişinin inkârının kırılması, istek ve arzularını kontrol altına almasını sağlamak, sorunlarla yüzleşebilir hale getirmek, hayır diyebilme becerisi kazandırmak ve bağımlılık kavramını öğretmek için uygulanan bilişsel davranış yaklaşımı da bir tedavi yöntemidir.

Kumar bağımlılığının bir diğer tedavi yöntemi de kumar oynama düşüncesinden kişiyi vazgeçirmektir. Bunun için ise özellikle de kişinin kumar oynanan ortamlardan uzak kalması sağlanmalı. İnternette yer alan kumara teşvik eden oyun ve sitelerden de uzak kalınmalı. Bunun yanı sıra, kumara yatkınlığı bulunan ve kumar oynayan kişilerden de kişi uzak tutulmalıdır. Ayrıca kişinin üzerinde çok fazla para bulundurulmamalıdır. Kişinin kredi kartı ve bankamatik kartı kullanmasından da uzak kalması sağlanmalı.

TEB, 2011 yılı Kasım ve Aralık ayında yapılan ilaç fiyatı ve KKİ (Kamu Kurum İskontosu) düzenlemelerinden kaynaklanan eczacı zararlarını karşılaşamayan ilaç firmalarına ihtarname gönderdi.

Türk Eczacılar Birliği, 2011 yılının Kasım ve Aralık aylarında yapılan ilaç fiyatı ve kamu kurum iskontosundan kaynaklanan zararları karşılamayan ilaç firmalarına ihtarname gönderdiğini duyurdu.

TEB yaptığı açıklamada, bu dönemde yapılan değişikliklerden etkilenen ilaçlara ait eczane stok zararlarının ilacın firması tarafından telafi edilmesiyle ilgili olarak, İlaç Fiyat Kararnamesi’nde, Sağlık Uygulama Tebliği’nde ve Beşeri İlaçların Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ’de düzenlemeler yapılmıştır dedi. Eczane stok zararlarını karşılamayan ilaç firmalarına ve ecza depolarına avukat aracılığıyla ihtarname gönderen TEB, zararların 10 gün içinde giderilmesini, aksi durumda üyelerinin yasal haklarını kullanmaları konusunda bilgilendireceğini ve gerekirse işlemlerin TEB tarafından yerine getirileceğini belirtti.

Öte yandan İstanbul Ecza Odası tarafından 17 Temmuz 2012 tarihiyle yapılan açıklamaya göre ilgili döneme ait eczane stok zararlarını karşılayan firmaların Novartis, Sanofi Zentiva, Sanofi Aventis, Roche, Novo-Nordisk ve Bristol-Myers olduğu belirtildi.

Beyin egzersizi sayesinde abur cuburdan kurtulmak kolaylaşıyor. Yüksek kalorili ve sağlıksız yiyecekler karşısında artık savunmasız değilsiniz.

İngiltere'de yürütülen ve dört üniversitenin içinde bulunduğu bir araştırmada beyin egzersizi ile abur cubur alışkanlığına son verilmesi hedefleniyor. Bu araştırmada beyin egzersizi kullanarak, bu sağlıksız ve yüksek kalorili yiyecekler karşısında kişinin kendini kontrol etmesi hedefleniyor.

Çalışmaya beyindeki 'ödüllendirme merkezi'nden başlayan araştırmacılar, abur cubur tüketme isteğinin 'açlık hissi' ile alakasız olduğunu tespit etti. Ödüllendirme merkezi adlı bölgenin, bilgisayar oyununa benzer bir egzersiz ile daha az tepki vermesini sağlamak araştırmacıların ana hedeflerinden.

Kimsenin kendi isteği doğrultusunda obez olmadığını belirten araştırmacılar, bu duygunun sonra öğrenilen ve özendirilen bir olgu olduğunu belirtti. Abur cubur yeme isteğinin reklamlarda veya benzer ortamlarda arzulandığına dikkat çeken uzmanlar bu isteği törpülemek konusunda istekli. Bu yöntemin işe yaracağında da iddialı.

Vücudumuzun üretemediği, ancak ihtiyaç duyduğumuz vitaminleri nasıl alabiliriz?

Bağışıklık sistemimizin direnç kazanması için, hücrelerimizin yenilenmesi için vitaminler büyük önem taşıyor.

Enerji ihtiyacımızdan, hastalıklarla mücadele etmemize, hücrelerimizin yenilenmesine kadar vitaminler vücudumuz için önemli rol oynuyor.

Organizmamız vücudun gereksinim duyduğu miktarın çok altında ürettiği bazı vitaminler dışında vitamin üretemediği için vitaminlerin dışarıdan alınması gereklidir. Yeteri kadar vitamin alınamadığı durumlarda, hücre ve dokularının işlevlerinde bozulmalar ve sonuçta sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Vitaminler meyve, bitkisel, hayvansal kaynaklı hazır gıdalar ya da çeşitli vitamin ilaçları yoluyla vücuda alınıyor.


İşte bu vitaminler ve özellikleri;

A Vitamini

Kemik ve diş gelişiminde, görme yetisinde, saç ve cilt sağlığında, idrar yollarının, solunum ve sindirim sistemlerinin sağlığının korunmasında faydalıdır. Eksikliği, gece körlüğü ve geçici görememe gibi sorunlara yol açıyor.

Balık eti, balık yağı, süt ve süt ürünleri, kayısı, kuşkonmaz, maydanoz, ıspanak, havuç, kereviz, marul, portakal, erik, domates'te bol miktarda bulunur.


C Vitamini

Vücudumuz C vitaminini üretemez ancak pek çok sebze ve meyvede bolca bulunmaktadır. Özellikle turunçgillerde görülen C vitamini yaraların iyileşmesini, dokuların yenilenmesini, damak, dişeti, diş ve kemik dokusunun sağlıklı olmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Yetersiz alınması diş eti kanamalarına, kanamalı döküntülere ve kan damarlarında dejenerasyona neden oluyor.


D Vitamini

Ana kaynağını güneşin oluşturduğu vitamin, kemiklerin gelişmesi ve büyümesinde, vücuttaki kalsiyum ve potasyum dengesinin sağlanmasında etkilidir. İnce bağırsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar. Eksikliği özellikle 6-18 aylık bebeklerde raşitizme (kemiklerdeki şekil bozukluğu) neden oluyor.

Süt ve süt ürünleri, yumurta, balık yağı ve karaciğerde bulunuyor.


E Vitamini

Antioksidan etkilidir. Hücrelerin daha uzun yaşamasını ve yenilenmesini sağlar. Yaşlanmanın yavaşlatılmasında, kırmızı kan hücrelerinin oluşumunda, üreme sistemi ve üreme organlarının düzenli çalışmasında etkilidir. Eksikliğinde kansızlık görülür.

Buğday, tohumlu besinler, soya fasülyesi yağı, arı sütü, ceviz, marul, tere, kereviz, maydanoz, ıspanak, lahana, mısır yağı, mısır ve yulafta bulunuyor.


K Vitamini

Karaciğerde depolanan K Vitamini kanın pıhtılaşmasını sağlayan protrombin sentezi için, kemiklerin minerilizasyonu ve kırıkların iyileşmesi için gereklidir. Eksikliği burunda, sindirim sisteminde, idrar yollarında, akciğerlerde ve deride kanamalar görülebilir.

En zengin kaynağı yeşil yapraklı sebze ve meyvelerdir. Ispanak, kabak, marul, yeşil domates, yeşil biber, inek sütü, peynir, tereyağı, yumurta, kırmızı et, pirinç, karaciğer, mısır, muz, şeftali, çilekte bulunur.

İngiltere'de HIV taşıyıcısı olan iki hastaya kemik iliği nakli yapıldı. Ameliyattan sonra hastalarda HIV'e rastlanmadı.

İngiltere'de HIV taşıyan iki hastaya kemik iliği nakli yapıldı. Ameliyattan önce HIV taşıyıcısı olan hastalarda, ameliyattan sonra HIV'e rastlanmadı. Kemik iliği nakli ameliyatının HIV ile mücadelede rol oynadığı düşünülüyor.

Brigham Kadın Hastanesi'nde ameliyat olan iki erkek hastada, kemik iliği nakli ameliyatından 8 ay sonra HIV'in izine ratlanmadığı ortaya çıktı. Araştırmacılar hastaların kanlarında HIV, DNA veya RNA'sına rastlanmadığına dikkat çekti.

Araştırma ekibinin yaptığı açıklama da, HIV'in plazmada kaybolması beklediklerini ancak ameliyattan sonra HIV'e ait hiçbir ize rastlamadıklarını söylediler. Bu sonuç araştırmacılar için de şaşırtıcı oldu.

Araştırmanın ikinci aşamasında dokularda HIV aranacak.

Kısaca HIV Nedir?
HIV, AIDS'e yol açan bir virüstür. HIV virüsü, bağışıklık sistemine zarar vererek hastalığa neden olur. Vücudu mikroplardan koruyan bağışıklık sistemi çalışmadığında, mikroplar daha kolay hastalığa neden olabilir.